GÜNEŞ, AY ve YILDIZLAR:
Evren yani Kâinat; Gezegenler, Güneş, Ay, yıldızlar ve
diğer tüm madde ve enerji yapıları dâhil olmak üzere uzay ve zamanın tamamı ve
muhteviyatıdır. Bir bütünü temsil eder.
Gökyüzündeki
her şey kütle-çekimi sebebiyle uzayda hareket etmekte veya bir yörünge
etrafında dönmektedir. Ay Dünya’nın etrafında dönmekte, Dünya ve diğer
gezegenler Güneş’in etrafında dönmekte ve Güneş diğer yüzbinlerce yıldızla
beraber ‘’Samanyolu Galaksisi’’ nin merkezinin etrafında dönmekte ve bu
galaksi de diğer yüzbinlerce galaksi ile beraber uzayın uçsuz bucaksız
boşluğunda deveran etmektedir. Bu çeşit hareketlere rağmen evrenin bir
merkezi veya kenarı yoktur. Mesela; Bir yöne doğru düz bir şekilde hareketimizi
koruyarak uçarsak, yeteri kadar ömrümüz olması durumunda (kütle-çekimine bağlı
dalgalanmaları yok sayarsak) tıpkı dünyanın etrafında yolculuk etmemiz
durumunda olduğu gibi aynı noktaya zıt
yönden geri dönebiliriz. (Muhammed Hacı Yusuf, İbnü’l Arabi’de Zaman ve Kozmoloji)
GÜNEŞ, bilinen tanımıyla dünyamızın en
büyük enerji ve hayat kaynağıdır. Güneş her sabah doğmakta, her akşam
batmaktadır. Fakat Güneş’in tüm bu doğuşlar ve batışları her seferinde Evren’in
ayrı bir noktasında gerçekleşmektedir. Dünya, Evren’de hiçbir zaman aynı
noktadan bir daha geçmeden hareket eden bir Güneş’in etrafında yolculuk
yapmaktadır.
Güneş, kendisi için
belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir’’ (Yâ-Sin sûresi, 38)
Güneş saatte
700.000 bin kilometreden daha büyük bir hızla Soler Apex adı verilen bir
yörünge boyunca Vega yıldızına doğru hareket etmektedir. Dünya hem kendi ekseni
etrafında, hem de Güneş’in etrafında dönerken, aynı zamanda Güneş sistemiyle
beraber hareket etmektedir.
AY ise Dünya’mızın uydusu olup, bir
uyduya göre büyük hacmi ve ayarlanmış uzaklığıyla Dünya’mızın dönme merkezini
sabitleştirmektedir. Bu da gezegenimizin elverişli iklim koşullarını
milyarlarca yıldır korumasını sağlamaktadır. Bilim adamları, Ay’ın çekim gücü
sayesinde Dünya’nın merkez çekirdeğinin sıvı konumunu koruduğunu söylemektedir.
Böylece gezegenimizin manyetik alanı koruma altında tutulmaktadır. Ay
okyanusları kendine çekerek, Dünya’nın dönüş hızını yavaşlatmış ve bugünkü
şekline getirmiştir.(Kûr’an Araştırma grubu)
‘’Ay için bir takım menziller (yörüngeler)
tayin ettik. Nihâyet o, eğri hurma dalı gibi (Hilâl) olur da geri döner.’’ (Yâ-Sîn, 39) Ay, Güneş gibi
istikrarlı bir şekilde akıp gitmez. Ay
gezegendir ve her gün bir konak yerine gelir ve nûru arta arta, sonra eksile
eksile son konakta iyice incelir, kavislenir her konağa göre bir şekilde
görülür. Nihâyet dönüp eski urcun gibi olana kadar. (Urcun; kurumuş hurma dalı)
(Elmalılı Hamdi Yazır)
Ay’ın
kendisi ışık kaynağı olmayıp yeryüzünden görülen parlaklık Güneş ışığının Ay
yüzeyindeki yansımasından ibarettir. Ay’ın güneşle olan konumu sebebiyle
aydınlanmış olan yüzeyinin dünyaya bakış nisbetine göre bu parlaklık
yeryüzünden bazan hilâl, bazan yarım daire veya dolunay şeklinde görülür; bazan
da hiç görülmez. Ay’ın dünya çevresindeki dönüş süresiyle kendi ekseni
etrafındaki dönüş süresi birbirine eşit olduğu için yeryüzünden daima aynı
yüzeyi gözlenir.
YILDIZLAR günümüzde genel kabul gören tespitlere
göre, hidrojen gazının bulut biçiminde yoğunlaşması ve ısınmasıyla oluşur;
böylece radyasyon ve ısı ortaya çıkmaya başlar. Bir yıldız yakıtını yaklaşık 5
milyar yıl boyunca yakar ve sonunda yakıtı tükenip ölmeye başlar. Bu son
safhada bazı yıldızlar bir kara delik haline dönüşür ve ışığın bile
kaçamayacağı görünemeyen alanlar meydana getirir. Bazı yıldızlar ise ya beyaz
bir cüce ya da bir nötron yıldız durumunu alır. Bazan da yıldız patlar ve
içindekiler yeni gelişmeler oluşturmak üzere uzay boşluğuna dağılır. Yıldızlar
gökyüzünde tek görünseler de birçok yıldız gerçekte ikili sistemler teşkil
edecek şekilde çift olarak bulunur.
Gökyüzünde
gördüğümüz yıldızlar tıpkı Güneş gibi sabit değildir ve kendi ışıklarını
yaymaktadırlar. Fakat bütün yıldızlar aynı değildir. Bazısı büyük bazısı
küçüktür; bazısı yaşlı bazısı gençtir; bazısı parlak bazısı donuktur. Aralıksız
bir şekilde birçok yıldız ölmekte, diğer birçoğu ise doğmaktadır. (Zaman ve
Kozmoloji)
Yıldız
kelimesinin karşılığı, Arapça’da necm (çoğulu nücûm)
ve kevkeb
olarak kullanılır. Kök bakımından necm “doğmak, ortaya çıkmak”, kevkeb “parlamak,
aydınlık olmak” anlamına gelir. Her iki kelime de yıldız yerine
kullanılmakla birlikte kevkeb bazan “gezegen” anlamını ifade eder.
Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli âyetlerde Cenâb-ı Hakk yıldıza (Necm,1), delip geçen
yıldıza (Târık, 3), yıldızların
yerlerine (Vâkıa, 75) yemin eder. Diğer
bazı canlı ve cansız varlıklarla birlikte yıldızların
da kendisine secde ettiğini (Hac, 18 –Rahmân, 6), kıyametin kopması esnasında yıldızların ışığının söneceğini ve kararıp
döküleceğini (Mürselât, 8 – Tekvîr, 2), İbrâhim’in
Allah’ı arayışı sırasında yıldızlara baktığını (Sâffât, 88) bildirir. Hz. Peygamber’e gecenin sonunda yıldızların
ortadan kaybolması sırasında Allah’ı tesbih etmesi emredilir (Tûr, 49). Allah’ın yıldızları kendi emrine râm ettiği,
onları insanların hizmetine verdiği (A‘râf, 54 – Nahl, 12), insanların yıldızlar vasıtasıyla yollarını
buldukları (En‘âm,97 –Nahl, 16) ifade edilir. Kevkeb kelimesi üç, kevâkib
iki âyette geçmekte, bunlarda Allah’ın nûruna örnek verilen sırça fanus, inci gibi parlayan bir yıldıza
benzetilmekte (Nûr, 35) ve İbrâhim’in
yıldıza bakışına (En‘âm, 76), Yûsuf’un
rüyasında gördüğü on bir yıldıza (Yûsuf, 4) atıfta bulunulmaktadır. Bu
arada dünya semasının yıldızlarla
süslendiği (Sâffât, 6), kıyametin
alâmetlerinden biri olarak yıldızların dağılıp savrulacağı (İnfitâr, 2)
belirtilmektedir. Büyük köpek takımyıldızındaki en parlak yıldız olan Şi‘râ
(Sirius) için onun rabbinin de Allah
olduğu vurgulanmaktadır (Necm, 49).
Yıldızların
her kültürde dinî ve mitolojik anlamda önemli yeri vardır. Eski uygarlıklarda
gökyüzü tanrısal bir bölge olarak nitelendirilmiş ve gökyüzündeki işleyiş
tanrıların faaliyetleri olarak görülmüştür.
‘’Andolsun biz, en
yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve
(âhirette de) onlara ateş azabını hazırladık’’ (Mülk, 5) Biz Dünya semasını, yani
insan aklını kandillerle, kanıtlarla, açık delillerle süsledik. Bunları Vehim
ve hayal şeytanlarına yönelik atış taneleri yaptık. Ki onları taşlasınlar.
(İbnü’l Arabi Hz.)
‘’Andolsun biz gökte
birtakım burçlar yarattık ve bakıp temâşa edenler için onu süsledik. Onları
taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan kuruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden
müstesna… Onun da peşine açık bir alev ateşi düşmüştür.’’ (Hicr, 16-18) Kulak hırsızlığı
yapanlar, gelecekten haber veren
ve Mele-i A’lâ’dan (Yüce âlemden) bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan
bir alev takip eder. (İbnü’l Arabi Hz.)
‘’Ashabım gökteki yıldızlar gibidir.
Hangisine uyarsanız hidâyete erersiniz’’ (Kutsi Hadis)
Ashap; Peygamber devrinde yaşamış olup, onu gören ve sohbetini
dinleyenlerdir. Gökteki bütün yıldızlar Ashap’tır, Çünkü Peygamber (a.s.)
miraca çıkarken onu gördüler. Güneş, enerjisinin kaynağının bilinememesiyle,
çıplak gözle bakılamamasıyla, ulaşılamamasıyla ve onsuz yaşanamamasıyla remiz
olarak ‘’ZÂT’’ ı simgeler. Ay
ise Peygamber efendimizi. Ay ışığını Güneş’ten yani Zât’tan alır. (Emin
Işık Hoca)
Hz. Mevlana; ‘’Güneş Ay’da gizleniyor, görmez
misin?’’ derken ‘’Allah Hz. Peygamber’de tecellî ediyor,
anlamıyor musun?’’ demektedir. Yıldızlar ise, ışığını Peygamber’den
alan ‘’Velî’’
lerdir. Çünkü bütün saçılar önce ona, ondan kainâta saçılmıştır. Hz. Peygamber
beden olarak toprak olmuştur. Ancak mânâsı Kâinat var olduğu sürece zamanın
sahibinden, Veli’lerden akmaya devam edecektir. (Veli Allah’ın isimlerindendir
ve çoğulu Evliyâ’dır)
Yazıdan da anlaşılacağı
gibi; Güneş, Ay ve Yıldızlar zâhiri ve fiziksel açıklamaları ötesinde bâtıni
bir anlam da ifâde eder. Güneş’in nûru Güneş’in aynından (özünden)
kaynaklanmaz, bilâkis Allah’ın ‘’en-Nûr’’ isminin ona yönelik daimi
tecellîsinden kaynaklanır. Çünkü göklerin ve yerin nûru olan Allah’ın nûrundan
başka bir nûr yoktur. Güneşe yönelik tecellî devamlıdır ve güneşin nûru
söndürüleceği güne kadar kalkmayacaktır.
Güneş’in
mekânı 4. Göktür. Peygamberi Hz. İdris’tir. Güneş feleklerin kalbidir. Güneş doğumu ve batımıyla gece ve
gündüzü oluşturur. ‘’Geceyi gündüze, gündüzü geceye sokarsın… ‘’ (Â’lî İmrân, 27) Gecenin
gündüze girmesi (ortaya gün çıkar), türüyenlerin varlıklarının ortaya çıkmasını
sağlar. Bu da manevi nikâhtır.
Maddi ve
Mânevi devreden (dönen) her yuvarlak felek olarak değerlendirilir.
Feleklerin rûhaniyeti olduğu gibi yıldızların da rûhları ve Peygamber’leri
vardır. Büyük âlemdeki feleklerle insan vücudundaki felekler arasında bir
ilişki vardır ve bunu bilmek ilâhi mârifeti bilmenin ilk adımıdır.
İnsan ile
evren arasında da yakın bir ilişki vardır ve bütün kâinat insanda var olanın
açılımından ibârettir. İnsan kosmosun/Kâinatın sırrı, kosmos ise İnsan’ın dışa
vurumudur. Yani İnsan yaratılışın merkezindedir. Evren büyük İnsan, İnsan küçük
evrendir. İnsan olarak adlandırılan İnsan-ı Kâmil’dir.
Dünya
hayatını Güneş’ten almaktadır ve Güneş Dünya’ya özel bir yerden bakmadığı
zaman, Ay Güneş’ten aldığı ışığını, uzaydaki yerine göre çok daha az derecede
Dünya’ya yansıtmaktadır. İnsan Güneş’e bakmak isterse dolunaya bakmak
zorundadır. Güneş perdesiz bir halde asla görülemez. Eğer görülürse ışığının doğrudan geldiği her şeyi yakar (Zât- ilâhi asla tecellî etmez). Güneş Dünya’ya
ışığını hem Ay vasıtasıyla, hem de doğrudan vermektedir. Bu aynı Allah’ın her şeyi Akl-ı Külli
(Bütünsel akıl) vâsıtasıyla yaratmasına rağmen, Yarattığı her mahlûkata
doğrudan bakan vâsıtasız bir vech-i hasının (özel yüzünün) olmasına benzer.
(Zaman ve Kozmoloji, 189)
‘’Andolsun Güneş’e ve onu izleyen Ay’a…’’
(Şems- 1) Rûh Güneş’ine ve onun parlak ışığına, Kalp Ay’ına, rûhun
nûruyla nûrlanan, ona yönelen, ışığını ondan alan Kalp ayına, yemin ederim. (Güneş
rûhu, Ay ise kalbi simgeler)
‘’Güneşi parlak bir
ışık kaynağı, ayı ise bir nûr yapan, yılların sayısını ve vakitlerin hesabını
bilmeniz için aya menziller tayin eden O’dur. ‘’ (Yûnus, 5) Güneş ışık, Ay nûrdur. (Nûr ışık ve karanlığın birleşimidir)
‘’O saat (kıyamet
saati) yaklaştı ve Ay (Kamer) yarıldı.’’ (Kamer sûresi, 1) Ay’ın (Kamer’in) yarılmasının O
saatin yani büyük kıyametin yaklaşmasının işâreti olmasının sebebi; Ay’ın kalbe işâret ediyor olmasıdır.
Çünkü kalbin iki yüzü vardır. Biri nefse bakan karanlık yüzü, öbürü rûha bakan
aydınlık yüz. Kalbin rûhtan ışık alması tıpkı Ay’ın Güneş’ten ışık alması
gibidir. Kalp, rûhun nûrunun kendisine tesir etmesiyle döner ve Güneş’i de kendisinin
battığı yerde zûhur eder. Yani kalbin içinde iken perdesinden sıyrılıp açığa
çıkması, vahdette fenâ bulmanın işâretidir. (İbnü’l Arabi Hz.) (Ay’ın yarılması zâhiren de
yaşanmış bir olaydır. Hz. Peygamber’in bir dolunay gecesi Ay’ı işâret parmağı
ile ikiye böldüğü ve sonra birleştirdiği bunu izleyen sahâbelerce de
nakledilmiştir.)
Her maddi
varlık bir mâneviyatı işaret için vücut bulmuştur. Gaye maddeye bakıp mânâyı,
ağaca bakıp arkasındaki ormanı anlamaya çalışmaktır. Aslında mânâ ile madde ayrı değildir. Madde
mânâyı görünür ve anlaşılır kılandır. Bu anlayışa dayanarak Tasavvufta her şey sembollerle anlatılır. Bunun
bilinen nedenlerinden biri mânânın, hakîkatin ehline verilmesidir. Bu konuda ‘’Domuzun
boynuna gerdanlık takılmaz’’ sözü çokça kullanılır. Domuz çamurda
yaşayan beşer insanı temsil eder, gerdanlıkta hakîkattir. Zâhiren de
beşer insan mânâyı anlayamayacağı için yaradılışının gereğini yapar. Bunun
örnekleri geçmişte yaşanmış pek çok değerli zât hakîkati faş ettiği için
katledilmiştir. Hallac-ı Mansûr sadece bir örnektir. Onun ‘’Enel Hakk’’ deyişi ‘’bende
Hakk’ın hakîkati açığa çıktı olarak değil, ben Allah’ım’’ olarak
algılanmıştır.
Sonuç olarak; Evrende her şey matematiksel bir
düzene göre işler. Allah evrende kullandığı matematiğe ‘’KADER’’ kelimesiyle
dikkat çekmiştir. Kader, Arapçada ölçüyü ve matematiksel düzenlemeyi ifâde
eder.