25 Eylül 2025 Perşembe

GÜNEŞ, AY ve YILDIZLAR:

Evren yani Kâinat; Gezegenler, Güneş, Ay, yıldızlar ve diğer tüm madde ve enerji yapıları dâhil olmak üzere uzay ve zamanın tamamı ve muhteviyatıdır. Bir bütünü temsil eder.

Gökyüzündeki her şey kütle-çekimi sebebiyle uzayda hareket etmekte veya bir yörünge etrafında dönmektedir. Ay Dünya’nın etrafında dönmekte, Dünya ve diğer gezegenler Güneş’in etrafında dönmekte ve Güneş diğer yüzbinlerce yıldızla beraber ‘’Samanyolu Galaksisi’’ nin merkezinin etrafında dönmekte ve bu galaksi de diğer yüzbinlerce galaksi ile beraber uzayın uçsuz bucaksız boşluğunda deveran etmektedir. Bu çeşit hareketlere rağmen evrenin bir merkezi veya kenarı yoktur. Mesela; Bir yöne doğru düz bir şekilde hareketimizi koruyarak uçarsak, yeteri kadar ömrümüz olması durumunda (kütle-çekimine bağlı dalgalanmaları yok sayarsak) tıpkı dünyanın etrafında yolculuk etmemiz durumunda olduğu gibi aynı noktaya zıt yönden geri dönebiliriz. (Muhammed Hacı Yusuf, İbnü’l Arabi’de Zaman ve Kozmoloji)

GÜNEŞ, bilinen tanımıyla dünyamızın en büyük enerji ve hayat kaynağıdır. Güneş her sabah doğmakta, her akşam batmaktadır. Fakat Güneş’in tüm bu doğuşlar ve batışları her seferinde Evren’in ayrı bir noktasında gerçekleşmektedir. Dünya, Evren’de hiçbir zaman aynı noktadan bir daha geçmeden hareket eden bir Güneş’in etrafında yolculuk yapmaktadır.

Güneş, kendisi için belirlenen yerde akar (döner). İşte bu, azîz ve alîm olan Allah’ın takdiridir’’ (Yâ-Sin sûresi, 38)

Güneş saatte 700.000 bin kilometreden daha büyük bir hızla Soler Apex adı verilen bir yörünge boyunca Vega yıldızına doğru hareket etmektedir. Dünya hem kendi ekseni etrafında, hem de Güneş’in etrafında dönerken, aynı zamanda Güneş sistemiyle beraber hareket etmektedir.

AY ise Dünya’mızın uydusu olup, bir uyduya göre büyük hacmi ve ayarlanmış uzaklığıyla Dünya’mızın dönme merkezini sabitleştirmektedir. Bu da gezegenimizin elverişli iklim koşullarını milyarlarca yıldır korumasını sağlamaktadır. Bilim adamları, Ay’ın çekim gücü sayesinde Dünya’nın merkez çekirdeğinin sıvı konumunu koruduğunu söylemektedir. Böylece gezegenimizin manyetik alanı koruma altında tutulmaktadır. Ay okyanusları kendine çekerek, Dünya’nın dönüş hızını yavaşlatmış ve bugünkü şekline getirmiştir.(Kûr’an Araştırma grubu)

 ‘’Ay için bir takım menziller (yörüngeler) tayin ettik. Nihâyet o, eğri hurma dalı gibi (Hilâl) olur da geri döner.’’ (Yâ-Sîn, 39) Ay, Güneş gibi istikrarlı bir şekilde akıp gitmez.  Ay gezegendir ve her gün bir konak yerine gelir ve nûru arta arta, sonra eksile eksile son konakta iyice incelir, kavislenir her konağa göre bir şekilde görülür. Nihâyet dönüp eski urcun gibi olana kadar. (Urcun; kurumuş hurma dalı) (Elmalılı Hamdi Yazır)

Ay’ın kendisi ışık kaynağı olmayıp yeryüzünden görülen parlaklık Güneş ışığının Ay yüzeyindeki yansımasından ibarettir. Ay’ın güneşle olan konumu sebebiyle aydınlanmış olan yüzeyinin dünyaya bakış nisbetine göre bu parlaklık yeryüzünden bazan hilâl, bazan yarım daire veya dolunay şeklinde görülür; bazan da hiç görülmez. Ay’ın dünya çevresindeki dönüş süresiyle kendi ekseni etrafındaki dönüş süresi birbirine eşit olduğu için yeryüzünden daima aynı yüzeyi gözlenir.

YILDIZLAR günümüzde genel kabul gören tespitlere göre, hidrojen gazının bulut biçiminde yoğunlaşması ve ısınmasıyla oluşur; böylece radyasyon ve ısı ortaya çıkmaya başlar. Bir yıldız yakıtını yaklaşık 5 milyar yıl boyunca yakar ve sonunda yakıtı tükenip ölmeye başlar. Bu son safhada bazı yıldızlar bir kara delik haline dönüşür ve ışığın bile kaçamayacağı görünemeyen alanlar meydana getirir. Bazı yıldızlar ise ya beyaz bir cüce ya da bir nötron yıldız durumunu alır. Bazan da yıldız patlar ve içindekiler yeni gelişmeler oluşturmak üzere uzay boşluğuna dağılır. Yıldızlar gökyüzünde tek görünseler de birçok yıldız gerçekte ikili sistemler teşkil edecek şekilde çift olarak bulunur.

Gökyüzünde gördüğümüz yıldızlar tıpkı Güneş gibi sabit değildir ve kendi ışıklarını yaymaktadırlar. Fakat bütün yıldızlar aynı değildir. Bazısı büyük bazısı küçüktür; bazısı yaşlı bazısı gençtir; bazısı parlak bazısı donuktur. Aralıksız bir şekilde birçok yıldız ölmekte, diğer birçoğu ise doğmaktadır. (Zaman ve Kozmoloji)

Yıldız kelimesinin karşılığı, Arapça’da necm (çoğulu nücûm)  ve kevkeb olarak kullanılır. Kök bakımından necm “doğmak, ortaya çıkmak”, kevkeb “parlamak, aydınlık olmak” anlamına gelir. Her iki kelime de yıldız yerine kullanılmakla birlikte kevkeb bazan “gezegen” anlamını ifade eder. Kur’ân-ı Kerîm’de çeşitli âyetlerde Cenâb-ı Hakk yıldıza (Necm,1), delip geçen yıldıza (Târık, 3), yıldızların yerlerine (Vâkıa, 75) yemin eder.  Diğer bazı canlı ve cansız varlıklarla birlikte yıldızların da kendisine secde ettiğini (Hac, 18 –Rahmân, 6), kıyametin kopması esnasında yıldızların ışığının söneceğini ve kararıp döküleceğini (Mürselât, 8 – Tekvîr, 2), İbrâhim’in Allah’ı arayışı sırasında yıldızlara baktığını (Sâffât, 88) bildirir. Hz. Peygamber’e gecenin sonunda yıldızların ortadan kaybolması sırasında Allah’ı tesbih etmesi emredilir (Tûr, 49). Allah’ın yıldızları kendi emrine râm ettiği, onları insanların hizmetine verdiği (A‘râf, 54 – Nahl, 12), insanların yıldızlar vasıtasıyla yollarını buldukları (En‘âm,97 –Nahl, 16) ifade edilir. Kevkeb kelimesi üç, kevâkib iki âyette geçmekte, bunlarda Allah’ın nûruna örnek verilen sırça fanus, inci gibi parlayan bir yıldıza benzetilmekte (Nûr, 35) ve İbrâhim’in yıldıza bakışına (En‘âm, 76), Yûsuf’un rüyasında gördüğü on bir yıldıza (Yûsuf, 4) atıfta bulunulmaktadır. Bu arada dünya semasının yıldızlarla süslendiği (Sâffât, 6), kıyametin alâmetlerinden biri olarak yıldızların dağılıp savrulacağı (İnfitâr, 2) belirtilmektedir. Büyük köpek takımyıldızındaki en parlak yıldız olan Şi‘râ (Sirius) için onun rabbinin de Allah olduğu vurgulanmaktadır (Necm, 49).

Yıldızların her kültürde dinî ve mitolojik anlamda önemli yeri vardır. Eski uygarlıklarda gökyüzü tanrısal bir bölge olarak nitelendirilmiş ve gökyüzündeki işleyiş tanrıların faaliyetleri olarak görülmüştür.

‘’Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (âhirette de) onlara ateş azabını hazırladık’’ (Mülk, 5) Biz Dünya semasını, yani insan aklını kandillerle, kanıtlarla, açık delillerle süsledik. Bunları Vehim ve hayal şeytanlarına yönelik atış taneleri yaptık. Ki onları taşlasınlar. (İbnü’l Arabi Hz.)

‘’Andolsun biz gökte birtakım burçlar yarattık ve bakıp temâşa edenler için onu süsledik. Onları taşlanmış (kovulmuş) her şeytandan kuruduk. Ancak kulak hırsızlığı eden müstesna… Onun da peşine açık bir alev ateşi düşmüştür.’’ (Hicr, 16-18) Kulak hırsızlığı yapanlar, gelecekten haber veren ve Mele-i A’lâ’dan (Yüce âlemden) bir söz kapan olursa, onu da delen ve yakan bir alev takip eder. (İbnü’l Arabi Hz.)

 ‘’Ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hidâyete erersiniz’’  (Kutsi Hadis)  Ashap; Peygamber devrinde yaşamış olup, onu gören ve sohbetini dinleyenlerdir. Gökteki bütün yıldızlar Ashap’tır, Çünkü Peygamber (a.s.) miraca çıkarken onu gördüler. Güneş, enerjisinin kaynağının bilinememesiyle, çıplak gözle bakılamamasıyla, ulaşılamamasıyla ve onsuz yaşanamamasıyla remiz olarak ‘’ZÂT’’ ı simgeler. Ay ise Peygamber efendimizi. Ay ışığını Güneş’ten yani Zât’tan alır. (Emin Işık Hoca)

 Hz. Mevlana; ‘’Güneş Ay’da gizleniyor, görmez misin?’’ derken ‘’Allah Hz. Peygamber’de tecellî ediyor, anlamıyor musun?’’ demektedir. Yıldızlar ise, ışığını Peygamber’den alan ‘’Velî’’ lerdir. Çünkü bütün saçılar önce ona, ondan kainâta saçılmıştır. Hz. Peygamber beden olarak toprak olmuştur. Ancak mânâsı Kâinat var olduğu sürece zamanın sahibinden, Veli’lerden akmaya devam edecektir. (Veli Allah’ın isimlerindendir ve çoğulu Evliyâ’dır)

Yazıdan da anlaşılacağı gibi; Güneş, Ay ve Yıldızlar zâhiri ve fiziksel açıklamaları ötesinde bâtıni bir anlam da ifâde eder. Güneş’in nûru Güneş’in aynından (özünden) kaynaklanmaz, bilâkis Allah’ın ‘’en-Nûr’’ isminin ona yönelik daimi tecellîsinden kaynaklanır. Çünkü göklerin ve yerin nûru olan Allah’ın nûrundan başka bir nûr yoktur. Güneşe yönelik tecellî devamlıdır ve güneşin nûru söndürüleceği güne kadar kalkmayacaktır.

Güneş’in mekânı 4. Göktür. Peygamberi Hz. İdris’tir. Güneş feleklerin kalbidir. Güneş doğumu ve batımıyla gece ve gündüzü oluşturur. ‘’Geceyi gündüze, gündüzü geceye sokarsın… ‘’ (Â’lî İmrân, 27) Gecenin gündüze girmesi (ortaya gün çıkar), türüyenlerin varlıklarının ortaya çıkmasını sağlar. Bu da manevi nikâhtır.

Maddi ve Mânevi devreden (dönen) her yuvarlak felek olarak değerlendirilir. Feleklerin rûhaniyeti olduğu gibi yıldızların da rûhları ve Peygamber’leri vardır. Büyük âlemdeki feleklerle insan vücudundaki felekler arasında bir ilişki vardır ve bunu bilmek ilâhi mârifeti bilmenin ilk adımıdır.

İnsan ile evren arasında da yakın bir ilişki vardır ve bütün kâinat insanda var olanın açılımından ibârettir. İnsan kosmosun/Kâinatın sırrı, kosmos ise İnsan’ın dışa vurumudur. Yani İnsan yaratılışın merkezindedir. Evren büyük İnsan, İnsan küçük evrendir. İnsan olarak adlandırılan İnsan-ı Kâmil’dir.

Dünya hayatını Güneş’ten almaktadır ve Güneş Dünya’ya özel bir yerden bakmadığı zaman, Ay Güneş’ten aldığı ışığını, uzaydaki yerine göre çok daha az derecede Dünya’ya yansıtmaktadır. İnsan Güneş’e bakmak isterse dolunaya bakmak zorundadır. Güneş perdesiz bir halde asla görülemez. Eğer görülürse ışığının doğrudan geldiği her şeyi yakar (Zât- ilâhi asla tecellî etmez). Güneş Dünya’ya ışığını hem Ay vasıtasıyla, hem de doğrudan vermektedir.  Bu aynı Allah’ın her şeyi Akl-ı Külli (Bütünsel akıl) vâsıtasıyla yaratmasına rağmen, Yarattığı her mahlûkata doğrudan bakan vâsıtasız bir vech-i hasının (özel yüzünün) olmasına benzer. (Zaman ve Kozmoloji, 189)

 ‘’Andolsun Güneş’e ve onu izleyen Ay’a…’’  (Şems- 1) Rûh Güneş’ine ve onun parlak ışığına, Kalp Ay’ına, rûhun nûruyla nûrlanan, ona yönelen, ışığını ondan alan Kalp ayına, yemin ederim. (Güneş rûhu, Ay ise kalbi simgeler)

‘’Güneşi parlak bir ışık kaynağı, ayı ise bir nûr yapan, yılların sayısını ve vakitlerin hesabını bilmeniz için aya menziller tayin eden O’dur. ‘’ (Yûnus, 5) Güneş ışık, Ay nûrdur. (Nûr ışık ve karanlığın birleşimidir)

‘’O saat (kıyamet saati) yaklaştı ve Ay (Kamer) yarıldı.’’ (Kamer sûresi, 1) Ay’ın (Kamer’in) yarılmasının O saatin yani büyük kıyametin yaklaşmasının işâreti olmasının sebebi; Ay’ın kalbe işâret ediyor olmasıdır. Çünkü kalbin iki yüzü vardır. Biri nefse bakan karanlık yüzü, öbürü rûha bakan aydınlık yüz. Kalbin rûhtan ışık alması tıpkı Ay’ın Güneş’ten ışık alması gibidir. Kalp, rûhun nûrunun kendisine tesir etmesiyle döner ve Güneş’i de kendisinin battığı yerde zûhur eder. Yani kalbin içinde iken perdesinden sıyrılıp açığa çıkması, vahdette fenâ bulmanın işâretidir.  (İbnü’l Arabi Hz.) (Ay’ın yarılması zâhiren de yaşanmış bir olaydır. Hz. Peygamber’in bir dolunay gecesi Ay’ı işâret parmağı ile ikiye böldüğü ve sonra birleştirdiği bunu izleyen sahâbelerce de nakledilmiştir.)

Her maddi varlık bir mâneviyatı işaret için vücut bulmuştur. Gaye maddeye bakıp mânâyı, ağaca bakıp arkasındaki ormanı anlamaya çalışmaktır.  Aslında mânâ ile madde ayrı değildir. Madde mânâyı görünür ve anlaşılır kılandır. Bu anlayışa dayanarak Tasavvufta her şey sembollerle anlatılır. Bunun bilinen nedenlerinden biri mânânın, hakîkatin ehline verilmesidir. Bu konuda ‘’Domuzun boynuna gerdanlık takılmaz’’ sözü çokça kullanılır. Domuz çamurda yaşayan beşer insanı temsil eder, gerdanlıkta hakîkattir. Zâhiren de beşer insan mânâyı anlayamayacağı için yaradılışının gereğini yapar. Bunun örnekleri geçmişte yaşanmış pek çok değerli zât hakîkati faş ettiği için katledilmiştir. Hallac-ı Mansûr sadece bir örnektir. Onun ‘’Enel Hakk’’ deyişi ‘’bende Hakk’ın hakîkati açığa çıktı olarak değil, ben Allah’ım’’ olarak algılanmıştır.

Sonuç olarak; Evrende her şey matematiksel bir düzene göre işler. Allah evrende kullandığı matematiğe ‘’KADER’’ kelimesiyle dikkat çekmiştir. Kader, Arapçada ölçüyü ve matematiksel düzenlemeyi ifâde eder.